Ben, Süleyman Demirel’in başbakanlık yaptığı yılları yaşamış bir kuşağın mensubu değilim. Onun meydan konuşmalarını kalabalıkların içinden dinlemedim; Türkiye’nin dört bir yanında açılışını yaptığı eserlerin başında bulunmadım. Siyasi hayatının en çetin mücadelelerine de ancak tarih kitaplarından, arşivlerden, eski gazete kupürlerinden ve kendisini tanımış insanların hatıralarından ulaşabildim.
Belki de bu yüzden, bizim kuşağın Süleyman Demirel’e bakışı ayrı bir anlam taşıyor.
Çünkü biz Demirel’i gündelik siyasetin tartışmaları içerisinden değil, geride bıraktığı büyük tablonun içinden tanıyoruz.
Bugün otuz yaşında genç bir avukat ve Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Üyesi olarak dönüp baktığımda Süleyman Demirel’de gördüğüm ilk şey; siyaseti yalnızca iktidar olmak için değil, millete hizmet etmenin ve ülkeyi kalkındırmanın bir vasıtası olarak gören anlayıştır.
Demirel denildiğinde elbette Türk siyasi tarihinin en uzun soluklu mücadelelerinden biri akla geliyor. Fakat onun hikâyesini yalnızca seçimler, hükümetler, darbeler, yasaklar ve yeniden iktidara dönüşlerle okumak eksik kalır. Demirel’in hikâyesi aynı zamanda Türkiye’nin köyden kente, karanlıktan elektriğe, toprak yoldan otoyola, küçük sulama tesislerinden dev barajlara uzanan kalkınma mücadelesinin de hikâyesidir.
Bir mühendis olarak yetişmiş olması, kanaatimce onun siyaset anlayışının da temel özelliklerinden birini belirlemiştir: meseleleri yalnızca konuşmak değil, çözmek.
Siyasetin başarısını söylemden ziyade ortaya çıkan eserle ölçen bir anlayış…
Bir köye elektrik ulaşmışsa, bir çiftçinin toprağı suyla buluşmuşsa, bir fabrikanın bacası tütmeye başlamışsa, yeni bir yol iki şehri birbirine bağlamışsa; siyasetin vatandaşın hayatında somut bir karşılığı var demektir.
Bugünün gençleri açısından Demirel’in en fazla üzerinde durulması gereken yönlerinden birinin bu olduğunu düşünüyorum.
Siyasette Sabır ve Mücadele
Biz gençler siyaseti çoğu zaman çok hızlı akan bir dünyanın içerisinden takip ediyoruz. Bir açıklamanın ömrü birkaç saat, bir tartışmanın ömrü birkaç gün olabiliyor. Sosyal medya çağında siyasi başarı da başarısızlık da çoğu zaman anlık görüntüler üzerinden değerlendiriliyor.
Demirel’in siyasi hayatı ise gençlere tam tersini söylüyor:
Siyaset uzun soluklu bir iştir.
İktidara gelmek kadar iktidardan gitmek, kaybetmek kadar yeniden başlamak, yasaklanmak kadar mücadele ederek tekrar milletin karşısına çıkmak da siyasetin bir parçasıdır.
Süleyman Demirel’in siyasi hayatında defalarca kesinti yaşandı. Ancak her defasında yeniden demokratik siyasetin içerisinde yer aldı. Bu yönüyle onun hayatı, sadece siyasi başarıların değil, siyasi sabrın da hikâyesidir.
Genç bir siyasetçi açısından bundan çıkarılacak önemli bir ders olduğuna inanıyorum: Siyasette esas olan bir makamı elde etmek değil, temsil ettiğiniz düşünceyi ve millete karşı sorumluluğunuzu şartlar ne olursa olsun sürdürebilmektir.
Milletle Kurulan Dil
Demirel’i genç nesiller açısından ilginç kılan bir başka özellik de halkla kurduğu iletişimdir.
Konuşmalarında devletin en karmaşık meselelerini dahi vatandaşın anlayabileceği bir dile indirgeyebilmesi, onun siyasi üslubunun en belirgin özelliklerinden biriydi. Anadolu insanının kullandığı ifadeleri, mizahı, atasözlerini ve gündelik hayatın örneklerini siyasetin dili içerisine taşıyabiliyordu.
Bunun arkasında yalnızca güçlü bir hitabet değil, toplumu tanıma kabiliyeti olduğunu düşünüyorum.
Siyasetçi ile millet arasındaki mesafenin giderek arttığı dönemlerde Demirel’in bu yönünü yeniden hatırlamak gerekiyor.
Çünkü demokratik siyasetin temeli, yalnızca millete konuşmak değil; milleti dinlemek, onun ne söylediğini anlamak ve onun diliyle iletişim kurabilmektir.
Hukuk ve Demokrasi Perspektifinden Demirel
Bir hukukçu olarak Süleyman Demirel’in hayatına baktığımda beni en fazla düşündüren meselelerden biri, Türkiye’de demokratik siyasetin ne kadar zor şartlar içerisinde geliştiğidir.
Demirel’in siyasi hayatı aynı zamanda Türkiye’nin darbelerle, muhtıralarla, siyasi yasaklarla ve demokratik sistemin kesintiye uğradığı dönemlerle yüzleşmesinin tarihidir.
Bugün benim kuşağım açısından demokrasi, yalnızca sandığa gidip oy kullanmaktan ibaret görülmemelidir.
Demokrasi; hukukun üstünlüğünü, millet iradesini, siyasi rekabeti, farklı fikirlerin meşru zeminde yaşayabilmesini ve devlet kurumlarının hukuk içerisinde işlemesini gerektirir.
Demirel’in yaşadığı dönemleri okumak, bunların hiçbirinin kendiliğinden var olmadığını bize gösteriyor.
Demokratik düzen, her neslin yeniden sahip çıkması gereken bir kazanımdır.
Bir Siyasi Geleneğin Devamlılığı
Bugün Demokrat Parti çatısı altında siyaset yapan gençlerden biri olarak Süleyman Demirel’e yalnızca geçmişte yaşamış önemli bir devlet adamı olarak bakmam mümkün değil.
Demirel, Demokrat Parti ile başlayan ve Adalet Partisi ile devam eden merkez sağ siyasi geleneğin en önemli temsilcilerinden biridir. Bu geleneğin temelinde millet iradesi, kalkınma, teşebbüs hürriyeti, demokratik siyaset ve Anadolu insanının devlet yönetiminde söz sahibi olması düşüncesi vardır.
Biz gençlerin görevi ise geçmişi sadece nostaljiyle hatırlamak değildir.
Asıl mesele, o siyasi tecrübenin bugünün Türkiye’sine ne söyleyebileceğini anlayabilmektir.
Demirel’in fotoğraflarını paylaşmak, sözlerini hatırlamak veya yaptırdığı eserleri sıralamak elbette kıymetlidir. Fakat onun siyasi mirasına gerçekten sahip çıkmak istiyorsak; mesele çözme kabiliyetini, devlet tecrübesini, milletle kurduğu bağı ve demokratik siyasete duyduğu inancı da anlamamız gerekir.
Genç Nesillere Kalan
Ben Süleyman Demirel’i, kendi döneminin sınırları içerisinde kalmış bir siyasetçi olarak görmüyorum.
Onun hayatında gençlere anlatılması gereken çok güçlü bir mesaj var:
Türkiye gibi büyük bir ülkeye hizmet etmek için önce bu ülkeye inanmak gerekir.
İmkânsızlıkları bahane etmek yerine imkân üretmek, sorunları tarif etmekle yetinmeyip çözüm aramak, milletin iradesine güvenmek ve şartlar ne kadar ağır olursa olsun demokratik siyasetten vazgeçmemek gerekir.
Bizim neslimiz Süleyman Demirel’i televizyonda canlı izleyerek büyümedi.
Fakat onun bıraktığı eserleri, siyasi mücadeleyi ve Türkiye’nin yakın tarihinde bıraktığı izi inceleyebilecek bir imkâna sahibiz.
Belki de genç neslin görevi tam olarak budur:
Geçmişin büyük isimlerini yalnızca anmak değil, onları anlamak.
Süleyman Demirel’i anlamak ise Türkiye’nin demokrasi mücadelesini, kalkınma arzusunu, Anadolu’nun değişimini ve millet iradesinin Türk siyasi hayatındaki yerini anlamaya çalışmaktır.
Aradan geçen yıllara rağmen genç bir insanın Demirel’in hayatına baktığında hâlâ kendisine çıkarabileceği dersler bulabilmesi, bıraktığı siyasi mirasın büyüklüğünü göstermektedir.
Bizlere düşen, bu mirası geçmişte dondurmak değil; doğru anlamak, yeni nesillere aktarmak ve Türkiye’nin geleceğine taşımaktır.
Av. Ali Oğulcan Kaya
Demokrat Parti Genel İdare Kurulu Üyesi

