Demokrat Partimizin Gençlik Kollarına mensup kardeşlerimiz, oluşturmakta oldukları dijital arşiv ve web sitesi için “Tanıdığım Süleyman Demirel” temalı bir yazıyı benden de istemiş olmaları, fevkalade gurur verici olmakla birlikte biraz da tereddüt doğurdu. Demirel Büyüğümüzün liderliği altında siyaset yapmış olmak, hem benim neslim, hem önceki ağabey ve ablalarımız, hem de bizden sonraki gençler için büyük bir şereftir. Gururdan göğsümün kabarması bundandır. Tereddüdüm ise, “Tanıdığım Süleyman Demirel” başlığının altına bir şeyler yazmakla sanki bir arkadaş veya dosttan bahseder gibi bir konuma düşmek ve haddimi aşmaktır. Çünkü o zatı muhterem, Türk Siyaset Tarihi’nde, imparatorluk dönemleri de dahil, yetişmiş en büyük siyaset ve devlet adamlarının biridir. Bizler ondan çok şeyler öğrenen, onun liderliğinde Ülkemize ve Partimize naçiz hizmetler sunmaya çalışan yol arkadaşları sayılabiliriz ancak.
1970’li yılların sonlarında bir üniversite öğrencisi olarak Adalet Partisi Gençlik Kollarında koşuşturmuş olmamız kayda değer bir hizmet sayılamaz ise de, Merhum Büyüğümüzün Genel Başkanımız ve Başbakanımız olduğu dönemde, onun Doğru Yol Partisi Adana İl Başkanlığını yapma şerefine nail olmuştum. Bu görevim 1991 ile 1993 arasına tesadüf eder. Demirel Büyüğümüzün 1993 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı makamına geçtiği dönemin bir kısmında ise, 20.Dönem DYP Adana Milletvekili olarak yine kendisiyle aynı siyasi zeminde bulunmak nasip olmuştu.
Sözünü ettiğim dönemlere ait Merhum Büyüğümüzün yakınında bulunmakla şahit olduğum ve önemli dersler çıkardığım birkaç hadiseyi nakletmek isterim.
I. DOĞRU YOL PARTİSİ’NDE VİTRİN YENİLEME BASKISI
Doğru Yol Partisi’nin 20-21 Kasım 1990 tarihinde yapılacak Büyük Kongresi öncesinde, İl Teşkilatları arkası arkasına Ankara’ya giderek Büyüğümüzü ziyaret edip Büyük Kongreye yönelik taleplerini iletmekteydi. Biz de Adana Teşkilatı olarak o zamanki İl Başkanımız, sonradan milletvekilliği ve bakanlık da yapacak olan Ahmet Şanal’ın İl Yönetimi olarak Akay’daki Genel Merkezimizin “Mahzenine” gittik. Duyduğumuza göre heyetlerin neredeyse hepsi ağız birliği etmişçesine “Vitrini yenileyelim” ricasında bulunmuşlar. Biz de farklı bir şey yapmadık. Ne var ki bu talepler Liderimize gına getirmiş olsa gerek, o toplantıda bizimle beraber olan diğer heyetlere de dönerek, “Bana bu kadar baskı yapmayın artık. Yenilik isteklerinizi anlıyor ve bir ölçüde karşılamayı düşünüyorum. Ama Partimizin kökünden gelmeyen, gelenek ve inançlarımıza yabancı kişileri de vitrin diye Parti üst yönetimine yığarsak, özümüzden uzaklaşmış oluruz. İktidara yürüyüşümüze de zarar verebilir” demişti.

Yaklaşık bir yıl sonra iktidara gelmiş isek de, zaman Büyüğümüzü bir ölçüde haklı çıkaracaktı. Vitrin uğruna gözden çıkarılması istenen ve Partinin özünden gelen kadrolar kaya gibi yerlerinde durup son güne kadar Büyüğümüzün yanında hizmet ederken, transferle vitrine konulan kolayca kopup başka yerlere savrulacaklardı maalesef.
II. ADALET PARTİSİ’NİN SON KONGRESİ
Adalet Partisi sondan bir önceki Büyük Kongresini 23-25 Ekim 1978 tarihlerinde yapmıştı. 12 Eylül 1980 darbesiyle Partimiz kapatılınca, bir daha Adalet Partisi’nin kıratlı bayrağı altında hiç olamayacağımızın derin hüznünü taşımıştık. Meğerse 1978 Kongresi son kongre olmayacakmış. 14 yıl sonra, 19 Aralık 1992’de Adalet Partisi’ne bir Büyük Kongre daha yapmak nasipmiş. Ama askeri darbeyle kapatılmış olduğundaki hüzne neredeyse eş değer bir hüzünle sonuçlanacaktı o son kongre.
DYP-SHP Döneminde çıkarılan 3821 Sayılı Kanun’la, daha önce kapatılan siyasi partilerin, aynı isim ve amblem altında yeniden açılmasına müsaade edildi. Bu durum bizi de çok heyecanlandırmıştı. Her Doğru Yol Partilinin yüreğinde Adalet Partisi sevdası dipdiri durmaktaydı.
Ancak 1964 Kongresinden beri Demirel Büyüğümüze muhalefete hiç ara vermeyen, Partide ve Hükümette görev almışken dahi muhalefetini sürdüren bazı Partili ağabeyler, Adalet Partisi’nin yeniden canlanmasını darbeyle gasp edilen hakkın iadesi mülahazasının ötesinde, Demirel Büyüğümüzle yeni bir hesaplaşmanın vesilesi yapma eğiliminde idiler.
Demirel Büyüğümüzün başında bulunduğu DYP bir yıl önce iktidara gelmiş, Koalisyon Hükümetiyle ülkeyi başarıyla yönetmekteydi. Adalet Partisinin yeniden tüzel kişilik kazanması, onun ve DYP’nin başını ağrıtacak bir konuydu.
Taşra teşkilatları olarak bizler de ekseriyetle Adalet Partisi’nin yeniden vücut bulmasını arzu etmekteydik. İl Başkanlığını yaptığım Adana Teşkilatında da bu eğilim ağır basıyordu. Ancak bizimki tamamen hâlis ve iyi niyetliydi. Adalet Partisi’ne duyduğumuz derin hasretin sonucuydu.
İşte o noktada liderlik devreye girdi ve Demirel Büyüğümüz tüm DYP Teşkilatlarına talimat vererek, 1980 yılı itibariyle Adalet Partisi Büyük Kongre delegesi olan şahıslarla temasa geçilmesini, onlara artık misyonumuzun Doğru Yol’da devam etmekte olduğunun ve Doğru Yol’a zarar verecek hareketlerden kaçınılması gerektiğinin anlatılmasını istemişti. Beni de bizzat arayarak Adana Teşkilatıma bu talimatın iletilmesini emretmişti. Baş üstüne diyerek çalışmaya başladık. Ancak bu kolay bir iş değildi. Kapatılan bir Partinin 12 yıl önceki delegelerini bulmak oldukça zordu. Nitekim Büyük Kongre delege cetvelini hazırlayacak Çankaya Seçim Kurulu dahi listeyi oluşturmakta zorlanıyordu. Askeri idare, AP dâhil kapattığı partilerin evrakını da yok ettirmişti.
Adana’da Adalet Partisi delegelerinin bir kısmının Özal Döneminde ANAP’a kaydığını ve Demirel Büyüğümüze muhalif olduklarını, bazılarının siyasetten koptuğunu gördük, kimilerine ise ulaşamadık. Her şeye rağmen delegasyonun ekseriyetinin Ankara’ya getirip talimat doğrultusunda oy kullanmasını zorlukla başarabildik.
19 Aralık 1992’de Ankara’da toplanan Adalet Partisinin “Son Büyük Kongresi”, Partinin önce yeniden açılmasına, sonra da Doğru Yol Partisine katılmasına karar verdi. Bu bizler için çok hazin bir Kongreydi. Canımız gibi sevdiğimiz Adalet Partisini, bir daha çıkarılmamak üzere kendi elimizle tarihin derinliklerine gömüyorduk. Yeni partimiz Doğru Yol’un sağlıklı biçimde yaşaması uğruna. O karar için oy kullanan delegelerin ve Teşkilat yöneticilerinin büyük bir kederle oy verme işlemini izlediklerini, sonuçlar ilan edildikten sonra da, bir sevdiğini toprağa verip kabristandan ayrılmak istemeyen yakınları misali, Kongre salonundan çıkmak istemediklerini izlemiştik.
III. DEVLET İŞİYLE PARTİ İŞİNİ AYIRMA DERSİ
20 Ekim 1991 Seçimlerinde ülke genelinde yüzde 27 oyla birinci parti olmuş, Adana’da ise bu başarının da önüne geçen bir sonuç almıştık. Oy oranımız yüzde 30 idi. Dahası 14 milletvekilliğinden 10’unu kazanmıştık. Türkiye’de Doğru Yol Partisi’ne en fazla milletvekili veren teşkilat olmuştuk. İl Başkanı olarak Teşkilatımla birlikte haklı bir gurur taşımaktaydık. Seçim galibiyetimizi müteakiben Demirel Büyüğümüzün Adana’ya ilk ziyareti 1992 ilkbaharında olmuştu. Devlet adına Valimiz Bekir Aksoy, siyaset kurumu adına da İl Başkanı olarak ben ve Teşkilatım havaalanında bekliyorduk. Milletvekillerimiz de vardı. Aprona Vali Bey’in aracı ve benim aracım alınmıştı sadece.

Demirel Büyüğümüz karşılama merasimini müteakip Vali Bey’in aracının sağ koltuğuna geçti. Ben de haliyle arkadaki kendi aracıma yöneldim. Programın ilk saatlerinde resmî kurumlara ve üniversiteye gidilecekti. Sonrasında da DYP İl Başkanlığı ziyareti vardı. Amacım özel aracımla Genel Başkanımız ve Başbakanımızı arkadan takip etmek, yakınına fazla sokulmamak, bir talimatı olursa da alabilecek mesafede bulunmaktı. Liderimiz Başbakan sıfatıyla Devlet işine bakarken siyasi temsilcisinin biraz uzakta olması gerektiğini genç yaşıma rağmen bilecek kadar siyasi terbiye de almıştım. Büyüğümüz Vali Bey’in aracına bindikten sonra beklemediğim bir şey oldu. Henüz araca binmemiş olan Vali Bekir Bey, aracın açık olan sol kapısını göstererek benim de oradan arka koltuğa binmemi işaret ediyordu. Beni ortaya alıp kendisi de arka koltuğun sol yanına oturma hesabını yapmıştı anladığım kadarıyla. Tereddüt edip duraksadım. Bekir Bey tekrar ve ısrarla araca binmemi isteyince, sanki aracın hareketine ben engel oluyormuşum gibi hissettim. Hatta Demirel Büyüğümüzün Vali Bey’e benim de araca gelmemi söylemiş olabileceğini bir an düşünerek arka koltuğunun ortasına, Büyüğümüzün hemen yanına oturdum. Vali Bey de sola oturdu ve araç hareket etti. Az öce apronda karşılarken elini öptüğümde Demirel Büyüğümüzün sıcak ilgisine muhatap olmuştum. Oysa şimdi hiç yüzüme bakmıyordu. Şaşırdım ama geçici bir durumdur diyerek iki elimi önüme kavuşturup yere bakarak bekledim. Resmi programlar için birçok yerde duruldu, inildi, görüşme ve konuşmalar yapıldı. Tekrar Vali Bey’in aracına binilip sonraki program yerine gidildi. Demirel Büyüğümüz hâlâ benimle tek kelime konuşmuyor, Vali Bey’le sohbet ediyordu. Başbakanımızın bu tavrıyla benim orada olmamam gereğini ihsas ettiğini daha resmi ziyaretlerin ilkinde anlamıştım. Benim aracım arkadan gelmekteydi. İlk durulan yerde ayrılıp kendimi aracıma atmak aklıma geldi, ama Büyüğümüzden izin almadan ayrılmak da saygısızlık olurdu. İzin istemek için konuşacak cesaretim de kalmamıştı. Bu vaziyette saatler geçti. Sıkıntı ve mahcubiyetten terliyor, için için de Vali Bey’e hayıflanıyordum. Sonradan siyasete girip Partimizden milletvekili ve Bakan da olacaktı rahmetli Bekir Aksoy. Ama o gün istemeden beni zor durumda bırakmıştı. Saatler sonra resmi ziyaretler bitince Demirel Büyüğümüz Atatürk Caddesindeki Parti binamıza gidilmesi talimatını verdi. Vali Bey’in aracı ve arkamızdaki uzun konvoy Parti binamızın önünde durunca, Büyüğümüz Bekir Bey’e dönüp “Vali Bey, bundan sonra bizim siyasi programımız var, sen ayrılabilirsin, teşekkür ederim” dedi. Vali Bey araçtan inerek başka bir araca geçip ayrıldı. Saatlerdir yüzüme bakmayan Demirel Büyüğümüz elini dizime koyup şefkat dolu bir ses tonuyla “Anlat bakalım Cevher, Partimizde işler nasıl?” demişti. Zaten saatler önce kavramıştım o mesafeli tavrın anlamını. Ama sıcak ilgi ve sözlerle gönlüm ferahlarken, Devlet işiyle parti işinin her zaman birbirinden ayrılması gerektiğine dair siyaset dersini bir kere daha ve unutmamak üzere almıştım.
IV. ÜLKENİN İYİLİĞİ İÇİN PARTİSİNE İKTİDARI VERMEME
54.Hükümet, Erbakan Hoca’nın Başbakanlığında, Genel Başkanımız ve önceki Başbakanımız Tansu Çiller’in Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptığı bir hükümetti. Çalkantılı ve sıkıntılı bir dönem olmuştu. 28 Haziran 1996 kurulup bir yıl kadar sürecekti. Parlamentonun 20.Dönemiydi, bendeniz de DYP Adana Milletvekili olarak görev yapmaktaydım. Cumhurbaşkanı Demirel Büyüğümüz ile Genel Başkanımız ve Başbakanımız Tansu Çiller’in arası Haziran 1993 Kongresinden beri oldukça mesafeli, zaman zaman da gergindi. 28 Şubat 1997’deki askeri müdahale, Hükümetin sonunu getirecekti. Artarak süren askeri baskıyı bertaraf etmek ve demokratik rejimi işler halde tutmak amacıyla, koalisyon ortakları Erbakan Hoca ve Genel Başkanımız Çiller, Başbakanlığın Tansu Hanım’a geçeceği bir hükümet için anlaşmışlardı. Daha doğrusu Erbakan Hoca mecbur kalmıştı. Cumhurbaşkanımız Demirel’in çoğunluk olmazsa hükümeti kurma görevini Tansu Hanım’a vermeyeceğini belli etmesi üzerine, Partimizde yoğun bir hareketlilik başladı. Önceden imza toplayarak Demirel Büyüğümüz üzerinde baskı oluşturma fikri ortaya atıldı. O zamana kadar siyaset hayatımızda böyle bir uygulama görülmemişti. Hükümeti kurup çoğunluğu sağlayabileceği muhtemel bir kişiye Cumhurbaşkanı görevlendirme yapar, kurulan hükümet programıyla Meclis’ten güven oyu istediğinde milletvekilleri iradelerini ortaya koyardı. Oysa bizimkilerin yapmaya çalıştığı, üyeleri ve programı belli olmayan bir hükümete güven oyu verileceğini, milletvekillerinin peşinen taahhüt etmesiydi. Koalisyon ortağımız da razı edildi ve imzalar toplandı. Ben de Gruptaki arkadaşlarım gibi o metni imzaladım. 282 imzalı bu deklarasyon, Erbakan tarafından 54.Hükümetin istifa yazısının ekinde Cumhurbaşkanı Demirel’e sunuldu. Birçokları Demirel Büyüğümüzün Hükümet kurma görevini mecburen Tansu Hanım’a vereceğini beklerken, o Anayasal takdir hakkını kullanarak görevi Mesut Bey’e verdi. İşte o andan itibaren bizim Partide fırtınalar esmeye başladı. Demirel Büyüğümüze haddi aşan çok sert eleştiriler yapılıyordu. Bu durum benim gibi pek çok milletvekili arkadaşımızın içini kanatmaktaydı. Bir tarafta Demirel Büyüğümüz, diğer tarafta Genel Başkanımız ve Başbakan adayımız Tansu Hanım. Parti Grubumuzda da çözülmeler başlamış, birçok arkadaşımız da ayrılmaktaydı. Zaten o hükümet, Partimizin bu satırların yazıldığı tarihe kadar son iktidarı olacaktı. Üzerinden otuz yıla yakın geçtikten sonra geriye dönüp baktığımızda, Demirel Büyüğümüze sitem etmek yerine, yaptığı işin, başlamış bir darbe sürecini olabildiğince durdurarak demokratik rejimi tamamen yıkılmaktan kurtarabilmek için, kurduğu Partinin iktidarına set çekmek olduğu düşünülebilir.